Melbourne'deki tenis kortlarında eleme aşaması sona ermek üzere ve bundan sonra en ilginç kısım başlayacak - kaybedenin mücadeleyi bıraktığı oyunlar.
Bu arada, İdman.Biz, yılın ilk "Grand Slam" turnuvasının yapıldığı atmosferi okuyucularına sunuyor.
Abartmadan, "Avustralya Açık"ın neredeyse tüm Melbourne'ü kapsadığını söyleyebiliriz. Bu, her ayrıntıda kendini gösteriyor: reklamlar tramvayların üzerine bile yerleştirilmiş, tren ve metro istasyonlarından bahsetmiyorum bile. Tenis hayatı ise doğrudan şehrin merkez istasyonlarından biri olan "Richmond"da yoğunlaşmış durumda.

Burası sadece tenis değil, genel olarak spor etkinliklerini ziyaret etmek açısından ideal kabul ediliyor. Burada, Alexander Zverev ve Lorenzo Musetti arasındaki son maç da dahil olmak üzere bir dizi gösteri maçının yapıldığı "Rod Laver Arena"nın yanı sıra, başka spor kompleksleri de bulunuyor. Bunlar arasında sadece tenis değil, basketbol maçlarına da ev sahipliği yapan "John Cain Arena" ve Melbourne City ve Melbourne Victory futbol kulüplerinin yanı sıra Melbourne Storm rugby takımının paylaştığı AAMI Park stadyumu da var.
Ek olarak, tüm şehrin en tanınmış arenalarından biri, Avustralya futbolu maçlarına da ev sahipliği yapan kriket stadyumudur. Böylece, Richmond istasyonunun etrafındaki her şey kelimenin tam anlamıyla spordan bahsediyor.
"Avustralya Açık"a giderken bu konuda kaybolmak mümkün değil: tabelalar, göstergeler, turnuva işaretleri olan koltuklar her yerde yönü gösteriyor.
"Melbourne Park"ta tenis ile ilgili eğlence seçenekleri bolca mevcut: çocuk oyun alanları, kafeler ve ayrıca turnuvanın tarihini yansıtan bir köşe var. Bu köşe ayrıca 1962 ve 1969'da bir yıl içinde dört "Grand Slam"i kazanan Rod Laver hakkında da bilgi veriyor. Bu arada, efsane hala hayatta ve 87 yaşında.

Elbette, günümüzün liderleri olan Arina Sabalenka, Carlos Alcaraz, Yannik Sinner ve yerel taraftarların favorisi Alex de Minaur'un posterleri de her yerde görülebiliyor.
Eleme aşaması olmasına rağmen, arenalar tıklım tıklım dolu. Taraftarlar, korttaki olayları neredeyse nefeslerini tutarak izliyor, ince vuruşları alkışlıyor ve başarısız bölümlerde ise üzüntüyle sesler çıkarıyorlar. Duygusal olarak, bu sahne dalgalı bir denizi andırıyor ve her maçta aynı atmosfer yaşanıyor.
Aynı zamanda, tribüne giriş sırasında belirli etik kurallara uyuluyor. Biletiniz olsa ve uygun sektörü bulsanız bile, yerinizi almak için oyunda bir ara verilmesini beklemeniz gerekiyor.
Kısacası, "Avustralya Açık" kendi tenis yasalarına göre yaşıyor ve işin özü de bu. Sonuçta, oyunun bugünkü halinin oluşumunun temelinde Avustralyalılar var. Bu atmosferi izlemek ise gerçek bir zevk.